Siteyi tavsiye et Ana sayfam yap Favorilere ekle

27 Mart 2014 Perşembe

Tevbe ve İstiğfar !

Allâhü Teâlâ Hadîs-i Kudsî'de buyurdu ki:
 "Ey Âdemoğlu, muhakkak sen bana dua edip ümid ettiğin müddetce günahlarına bakmam, seni mağfiret eder; bağışlarım."
Yani seni günahların için ateşe atmam ve günahlarının çokluğuna bakmam. Zira günahlar ne kadar çok olsa yine mahduddur, sınırlıdır. Cenâb-ı Hakk'ın affı ve mağfireti ise sonsuzdur. Yedi okyanusa karışan bir damlanın hükmü neyse Cenâb-ı Hakk'ın rahmeti yanında da öyledir.

Ancak kul hakkı bundan hariçtir. Zira kul hakkı şehitten bile affedilmemiştir. Allâhü Teâlâ hasımları başka bir sûretle razı ederse o hariç. Lâkin kâfir ve hayvan haklarında da iş zordur.

"Ey Âdemoğlu, günahların gökte bulutlar kadar olsa sonra bana istiğfar edip bağışlamamı dilesen seni mağfiret ederim."

İstiğfâr, suçun bağışlanmasını istemektir. "Allâhümmağfirlî" yahut "estağfirullâh" demek gibi.

Lâkin iyi bilmelidir ki bir kimse bir günahı işleyip tevbe etmeden bir daha işlerse günahta ısrar etmiş olur. Günahta ısrar ise büyük günahlardandır. Bu ısrar sebebiyle cezalanır.

"Ey Âdemoğlu, -şirk koşmamak üzere- bana yeryüzü dolusu günahla gelsen elbette sana yeryüzü dolusu mağfiretle gelirim."
Yani senin günahların benim rahmetimi asla aşamaz. Cenâb-ı Hakk'a ortak koşmadıktan ve ibâdetini sırf Allâh için yaptıktan sonra yerler ve gökler dolusunca günaha bakılmaz, bağışlanır. Nitekim ortak koşanın yer gök dolusu ibadeti olsa bir değeri olmaz. Zira şirk, günahların başıdır, iblisin yoludur
Devamını Oku

24 Mart 2014 Pazartesi

SÜLEYMAN ŞAH KİMDİR VE TÜRBESİ NEREDEDİR ?

SÜLEYMAN ŞAH KİMDİR?
Süleyman Şah veya Süleyman Şah Kaya Alpoğlu (1178? - 1227, Fırat), Kaya Alp'in (Kutalmış) oğlu, Ertuğrul Gazi'nin babası, Osman Gazi'nin dedesidir. Oğuzların Kayı boyundandır. Doğum yeri ve tarihi hakkında kesin bilgiler yoktur.
12. yüzyılın sonlarında doğduğu ve Kayı boyunun reisi olduğu bilinir. Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın Orta Asya’daki istilâsı üzerine, 13. yüzyılda Türkistan’dan batıya doğru göç etmeye karar vermiştir. Türkistan'dan 50.000 kişiyle Kuzey Kafkasya üzerinden Doğu Anadolu'ya gelerek, 1214'te Erzincan ve Ahlat taraflarına yerleşti. Aynı boya mensup bazı aşiretler de Diyarbakır, Mardin ve Urfa'ya yerleştiler. Dikkat edilmesi gereken bir husus, Süleyman Şah'ın, Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusu olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah ile karıştırılmaması gerekliliğidir.
Ölümü ve mezarı
Süleyman Şah Kayı boyu'ndan birkaç bey ile Caber'e giderken Fırat Nehri'nde boğuldu. Ölümünden sonra Caber Kalesi'nin dibindeki bir kümbete gömüldü.
Mezarın bulunduğu bölge, I. Dünya Savaşı sonrasında Suriye Osmanlı Devletinden ayrılınca, Fransız Suriye Mandası sınırları içerisinde kalmıştır. Ancak Ankara Anlaşması ve Lozan Antlaşması'na göre Türkiye'nin toprağı sayılmıştır. Günümüzde Caber Kalesi'nde Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın mezarının yanında bulunan türbesinde Türk askeri nöbet tutmaktadır

Süleyman Şah, beyliği süresince bilim adamlarını korudu. Şeyhoğlu Sadreddin Mustafa, Süleyman Şah'ın emriyle Merzbanname adlı Farşça eseri Türkçeye çevirdi. Ahmedi, İskendername adlı eserini onun adına yazdı. Kula'daki Gürhane adlı medrese Süleyman Şah tarafından yaptırıldı. 
SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ NEREDE?
Süleyman Şah Türbesi, ve bulunduğu alan Suriye'nin Halep ilinin Karakozak Köyü sınırları içerisinde bulunan ve Türkiye'nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçasıdır.
Türbe'de, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk padişahı Osman Gazi'nin dedesi ve Ertuğrul Gazi'nin babası olan Süleyman Şah'ın naaşı bulunmaktadır.
Süleyman Şah yeni yurtlar aramak amacıyla boyu ile birlikte Fırat kıyısına geliştir. Kayı boyu'ndan iki asker ile Caber'e gitmek için Fırat Nehri'nden geçerken boğularak vefat etmiştir. Ölümünden sonra beraberindeki iki adamı ile Caber Kalesi'nin eteklerindeki bir kümbete gömülmüştür. Türbe ve Caber Kalesi, Osmanlı Devleti yıkılınca Fransız Suriye Mandası sınırları içerisinde kalmıştır. Ancak Türkiye Cumhuriyetinin Fransa ile yaptığı Ankara Antlaşması ve Lozan Antlaşması'na göre kale ve türbe Türkiye'nin toprağı sayılmıştır. 1938'de Türbe yanına Jandarma Karakolu İnşaa edilmiş. Toprağın ve Türbenin korumasını Türk Askeri yapmaya başlamıştır.

1973 yılında Suriye Hükümeti Tabka Barajı'nın yapımının bitirileceğini ve türbenin Esed Baraj Gölü'nün suları altında kalacağını bildirmiştir. Bu yüzden türbe ve karakol Halep İline bağlı Karakozak Köyündeki 10.096 m²'lik yeni yerine taşınmıştır.

Türbe, yüksek duvarlar ve tipik Türk stili ile çevrilidir. Kaledeki eski türbe ise, 1144 yılında Halep Emiri Zengi Atabek tarafından başlatıldı ve oğlu Nureddin tarafından tamamlandı. Selahaddin Eyyubi, türbeyi koruma altına aldı. 1260 yılında Moğollar tarafından yıkıldı. Daha sonra kaledeki türbe, 1510'lu yıllara kadar bakım görmedi. Yavuz Sultan Selim, bölgeyi fethettikten sonra tekrar düzenlenip restorasyon yaptırdı. Suriye'nin 1973'teki baraj inşaatının yükselen suları bölgeyi tehdit edince, Suriye ve Türkiye ortak çalışması ile türbe Halep'in Karakozak köyü yakınına taşınmıştır. 2003 yılında Teşrin Barajı'nın inşaası ile birlikte yükselen su seviyesinin yeniden türbeyi tehdit etmesi üzerine türbe ve karakol alanı etrafına suya karşı destek dolgular inşaa edilmiştir. Günümüzde Türbe Caber Kalesi'nde değil Halep'in Karakozak köyü yakınlarındadır.


Devamını Oku

Süfyân-i Sevrî Hazretlerinden Nasıhatlar ve Hikmetli Sözler

"Ey kardeşim! İlmi, amel etmek için öğren. Alimlere karşı övünmek,cahillerle münâkaşa etmek, zenginlerin yemeğinden yemek veyafakirlerin sana hizmet etmesi için ilim öğrenme.
İlminden, ancak amel ettiğin senin lehine, amel etmediğin isealeyhinedir.

Zamanımızda hayır yolunda olanlar garib olur. Bundan dolayı üzülme. Rabbinin yolunda dosdoğru devam et. Eğer böyle yaparsan Allâhü Teâlâ sana yardımcı olur, Cebrâil ve sâlih mü'minler de dostun olurlar. Başkalarının ayıplarını araştırmak yerine kendi ayıplarınla meşgul ol. Ömrünü, âhiretin için değil de dünya için harcadığın zaman üzül. Sırtına yüklediğin günahlar için çok ağlarsan kurtulursun. Hayırdan ve hayır ehlinden usanma, onlardan uzaklaşma. Onlar, senin için diğer insanlardan daha hayırlıdır.

Cahillerden ve onların boş ve batıl işlerinden uzaklaş. Cahillerle dost olanlar -Allâhü Teâlâ'nın rahmetiyle korudukları hariç- kurtuluşa eremez.

Sâlihlere kavuşmak istersen, sâlihlerin amellerini işle. Dünyadan payına düşenle yetin.

Seni unutmayan Rabbini sen de unutma. Yaptığın her şeyi takip edip yazan, gizli ve açıkta seni gözetleyen Allâhü Teâlâ'nın vazifeli meleklerinden gafil olma.

Şah damarından daha yakın olan Allâhü Teâlâ'dan hayâ et. Muhtaç ve hakîr olduğunu iyi bil.

Sen bugün varsın, yarın yoksun. Ölümün geldiğini farzet. Gâfil ve cahiller gibi gaflete düşme. Kendin için çok ağla. Eğer düşünürsen gülmen için bir sebep yoktur.

Allâhü Teâlâ, "(Ey gafiller!) Siz gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz." (Necm sûresi âyet 60) buyurarak gülenleri fakat akıbeti için ağlamayı terk edenleri yermiştir.

Süfyân-i Sevrî Hazretleri Kimdir? Büyük velîlerden. İsmi Süfyân bin Saîd bin Mesrûk, künyesi Ebû Muhammed veya Ebû Abdullahtır. 713 (H.95) senesinde Kûfe'de doğdu. 778 (H.161)'de Basra'da vefât etti.Tebe-i tâbiînin büyüklerindendir.
Devamını Oku

18 Mart 2014 Salı


Devamını Oku

11 Mart 2014 Salı

EVLİYA ÇELEBİ'YE BABA NASİHATİ

"Oğul, besmelesiz yemek yeme, fakir olursun.

Ser verecek sözün (sırrın) var ise sakın hanımına deme.

Cünüp iken yemek yeme.

Elbisenin söküğünü üstündeyken dikme.

İyi adını kötüye takma ve kötüye yoldaş olma, zararını çekersin.

Gözüm, yürü ileri, kalma geri. Alay bozma, tarla basma, dostların

ayağına sarkma, komadığın yere el uzatma, iki kişi söyleşirken

dinleme, ekmek ve tuz hakkını gözet, nâmahreme bakıp ihanet etme.

Davetsiz bir yere varma, varırsan güvenilir yerde dürüstlere var. Sır

saklar ol, her mecliste duyduğun sözleri sakla.

Evden eve dolaşıp söz gezdirme, kınamaktan, koğuculuktan ve

Devamını Oku

Kur'an-ı Kerim Şifadır...

İmâm Abdurrahmân el-İskâfî'ye (rh.),
"Kur'ân-ı Kerîm'i okuyan fakat manasını bilmeyen kimseye okuduğunun faydası var mıdır?" diye soruldu. Şöyle cevap verdi: "Bir hasta düşünün. Kendisine bir ilaç verilse, fakat onun ilaç olduğunu bilmese ve içse, bu ilacın faydası olur mu olmaz mı?" "Elbette olur" dediler.

"İşte bu da aynı onun gibidir. Hatta hasta olan bir kimseye Kur'ân-ı Kerîm'in faydası ilacın faydasından daha çoktur."
Devamını Oku

Topal Ayağıyla Harbe Katılıp Şehit Olan Sahâbî

Benî Seleme kabilesi eşrâfından Amr bin Cemûh'un (r.a.), bir ayağı topaldı. Kendisinin arslan gibi dört oğlu, Peygamber Efendimiz'le (s.a.v.) birlikte savaşlara katılırlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Uhud Harbine çıkacağı sırada Amr b. Cemuh (r.a.) da sefere katılmak istemiş, oğullarına "Beni de sefere çıkarın!" demişti. Oğulları ise "Sen cihadla mükellef değilsin! Allâhü Teâlâ seni mazeretli saydı. İşte bizler Peygamber Efendimiz'le (s.a.v.) birlikte gidiyoruz!" dediler. Onlara "Siz benim Bedir harbine katılmama engel oldunuz! Uhud'a katılmama da engel olmayınız! Siz, Bedir günü benim cennete girmeme engel oldunuz! Vallahi, ben (bugün) sağ kalsam dahi, muhakkak, (bir gün şehit olup) cennete gireceğim!" dedi. Sonra, hanımına da "Bak hele! Cennete gidilirken, ben sizin yanınızda oturup duracağım ha!" diyerek, hemen kalkanını aldı ve "Ey Allâh'ım! Beni aileme geri çevirme!" diyerek dua ettikten sonra, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) yanına geldi.

"Oğullarım beni Medine'de bırakmak istiyorlar, seninle birlikte harbe katılmaktan men ediyorlar! Vallahi, ben şu topallığımla cennete ayak basmayı arzuluyorum!" dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "İyi ama Allâhü Teâlâ seni mazur görmüştür. Sana cihad farz değildir." buyurdu. Amr b. Cemuh (r.a.)

"Yâ Resûlallah! Sen benim Allah yolunda ölünceye kadar savaşarak şehit olup cennette şu topal ayağımla yürümemi uygun görmez misin?" dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.);

"Evet, uygun görürüm!" buyurdu ve Amr b. Cemuh'un (r.a.) oğullarına da;

"Sizin ona engel olmanız gerekmez. Umulur ki, Allah onu şehitlikle nasiplendirir!" buyurdu.

Oğullarından biriyle beraber şehit oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "Varlığım kudretinde bulunan Allâh'a yemin ederim ki; onu cennette topallayarak yürürken gördüm!" buyurmuştur.
Devamını Oku

13 Şubat 2014 Perşembe

KUR’AN-I KERİM’İN IŞIĞINDA SÖZ VE DAVRANIŞ ESTETİĞİ (Okunması Gereken Bir Makale )

Söz söylemek, konuşmak, anlamlı bir şekilde kendisini ifade edip açıklamak canlılar arasında insana özgü bir haslettir. Yüce Rabbimiz hem sözü yarattı, hem de insana söz söylemeyi öğretti. (Rahman, 4) Manayı ve hakikati ifade etsin diye “Âdem’e esmayı öğreten odur.” (Bakara, 31) Bir manayı, bir hakikati, bir hikmeti sesle, nefesle, avaz ile âleme bırakmaktır söz. Sesi de, nefesi de, avazı da bizlere bahşeden odur.
Sözde aranması gereken ilk husus, onun doğru, anlamlı ve faydalı olmasıdır. İnsan natık (konuşan) bir varlıktır. Natıkın nutku mantıklı olmayı ilzam eder. Söz, ifade için vardır. İfade, faydayı istifadeye dönüştürmektir.
Kelâm-ı Kadimde, hakikat dünyasında hiçbir karşılığı olmayan sözün adı ‘lağv’dır. Lağv; boş, beyhude ve anlamsız söz demektir. Müminleri tarif etmek için Müminun Suresinin üçüncü ayeti şöyledir: “Onlar anlamsız, boş ve beyhude sözlerden yüz çevirir.” Furkan Suresinde Rahmanın gerçek kulları anlatılırken şöyle denilmiştir: “Onlar yalan söze şahadet etmez, boş ve anlamsız sözle karşılaştıklarında vakarla geçip gider.” (Furkan, 72) Nebe Suresinde cennetin en güzel vasfı şöyle yer alır: “Cennette ne bir yalan ne de boş bir söz işitemezsiniz.” (Nebe, 35)
Sözün anlamlı ve faydalı olması yetmez; hakka, hakikate yaraşır güzellikte olması da gerekir. Sözü lâf ve lâkırdıdan ayıran şey sadece anlamlı ve mantıklı olması değil, aynı zamanda güzel olmasıdır. İslâm’a göre bir sözde aranması gereken estetik kuralları, yahut sözün estetiğini ihlâl eden bütün unsurları tespit etmek için Kur’an-ı Kerim’in söz için kullandığı müspet ve menfi sıfatlara bakmak yeterli olacaktır.

Devamını Oku

11 Şubat 2014 Salı

DÜNYA EHLİNİN KABİRDEKİLERE HEDİYESİ ?

Ehl-i Sünnet itikâdında olan kimse, hayatta olan mü'minlerin dualarından ve verdikleri sadakalardan kabirdeki Müslümanların faydalandıklarını hak bilmelidir. Buna inanmayan itikatta bid'ate düşmüş olur.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.);
"Kimin ana ve babası Müslüman olarak ölürse onlar için duâ etsin, Allâhü Teâlâ'nın bağışlamasını istesin." buyurmuşlardır. Îsâ aleyhisselâm yanından geçtiği bir kabirden ölüye azâb edildiğini duydu. Birkaç gün sonra aynı kabrin yanından geçerken ölüye Allâh'ın rahmeti ile muamele ettiğini işitti ve kabir sahibine sordu. Kabirdeki;

"Dünyadaki oğlum beni unutmadı ve benim için sadaka verdi de azabım rahmete döndürüldü" dedi. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

"Sizlere ne oluyor ki sâlih bir amel işlediğinizde, ana babanızı hatırlamıyorsunuz? Halbuki bu iyi amelinize verilecek sevâbınızdan bir şey eksilmeden onlara da bir pay verilir."

"İnsanların en hayırlısı haccederek, sadaka vererek, köle azad ederek

veya Allâh için nezrederek (adayarak) ana babasına iyilik edendir."

Devamını Oku